Maskeli Balo!
Plazalara giriyorsun. Cam giydirme binalar, jilet gibi takımlar, kusursuz gülümsemeler. Lobide dev ekranlar dönüyor:
“Biz bir aileyiz.”
“Burada fikirler özgürdür.”
“Hata yapmaktan korkmayın.”
Görünen amaç yanlış değil: Psikolojik Güvenlik!
Tabi ki içerisi İskandinav demokrasisi değil. Zaten öyle olması da gerekmiyor ama hava yanıltıcı.
Asansörden inip o “open office” denilen modern arenalara adım attığın an… Hava değişiyor.
“Psikolojik güvenlik” söylemi, kapı eşiğinde bir maske gibi asılı kalıyor.
Toplantı başlıyor.
Yönetici kürsüde. “Arkadaşlar,” diyor, “her türlü eleştiriye açığım, çekinmeden söyleyin.”
Söyle bakalım söyleyebiliyor musun?
Gerçek fikrini beyan ettiğin an; kaşlar hafifçe çatılıyor.
Notlar alınıyor. Gülümsemenin altındaki o buz gibi soğukluk odayı kaplıyor.
Hata mı yaptın? “Öğrenme fırsatı” diyorlar ama…
İlk performans görüşmesinde o “fırsat” boynuna ilmik olarak geri dönüyor.
İnsanlar artık konuşmuyor. Sadece onaylıyor.
Çünkü biliyorlar ki; bu sistemde dürüstlük, kariyer intiharıdır. Fikir özgürlüğü denilen şey, yöneticinin fikrine alkış tutma özgürlüğünden ibaret.
İnsanlar korkuyor. Sadece çalışanlar değil yöneticiler de… Herkes birinin altında sonuçta…
Koltuk gitmesin, unvan sarsılmasın, taksitler aksamasın diye… Baş önde o cam binaların psikolojik görünümlü güvenliğini (!) huzurla takas ediyorlar.
Samimiyetin olmadığı yerde “güvenlik” olmaz.
Güvenliğin olmadığı yerde “yaratıcılık” olmaz. Sadece “mış gibi yapmak” olur.
Başarıyı paylaşıp, hatayı birine ihale edenlerin olduğu yerde…
Psikolojik güvenlik dediğin şey, sadece kurumsal sunumları süsleyen ucuz bir slogan olarak kalır.
Gerçek lider, hata yapana “Gel bakalım, nasıl düzelteceğiz?” diyendir.
Gerçek lider, kendisine itiraz edeni kapının önüne koyan değil, sofrasına oturtandır.
Sizin ofisinizde psikolojik güvenlik kaç derece?
Dr. Umut Kısa